Yıllar önce şöyle bir özdeyiş okumuştum:
“İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür. 18
olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey
değiştiremeyeceğini anlar. 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini
fark eder. Ve insan 25 yaşında ölür, 75 yaşında gömülür.”
Bu söz üzerine birçok kelam edilebilir elbette. Ben ise yaşayan
ölüler olduğumuz kısmına takılı kaldım.
“İnsan 25 yaşında ölür ancak 75 yaşında gömülür…”
Hayat sizin içinde sıradanlaşmıyor mu? Yapıp ettiklerimizin
hayatın sıradan birer parçası haline geldiği hissine kapıldınız mı hiç? Mesela
namazınızı bitirdiğinizde “namazda ne okumuştum acaba?” diye hatırlamadığınız
oluyor mu? İşte bundan bahsediyorum. Alemlerin rabbinin huzuruna çıkarken bunu
hissedememekten, alışkanlık olarak yaptığımız işlerden bahsediyorum.
O’nun kelamı okunurken, okurken, üzerine konuşurken her
hafta yaptığımız tefsir derslerinden bahsediyorum. Bize hiç etki etmeyen hani.
Okuyup geçtiğimiz…
Meselenin vahametini anlayabilmek için rabbimizin kelamına
bir kulak verelim.
“Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman
kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların
imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.”[1]
“Allah, sözün en güzelini; ayetleri, (güzellikte) birbirine
benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak
indirmiştir. Rablerinden korkanların derileri (vücutları) ondan dolayı
gerginleşir. Sonra derileri de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın zikrine
karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini
doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici
yoktur.”[2]
“Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi,
hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş
vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla
(yerinden kopup) düşer.”[3]
“İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı
kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine
kitap verilip de üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi
olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.”[4]
Şimdi yazının bu kısmına geçmeden önce lütfen yukarıdaki
ayet-i kerimeleri tekrar okuyalım. Nefsimizi kınayalım biraz. Ne haldeyiz farkına
varalım. Bu gidişat nereye durup düşünelim. Aksi halde kalpleri taşlaşmış nefes
alıp veren ölüler oluruz. 25 yaşında ölür ve gömülmeyi bekleriz…
İzlediğim bir filmde yıllarca hayat mücadelesi veren bir
adamın hikayesi anlatılıyordu. Yıllarca süren esaretin sonunda ölümü dahi göze
alarak kurtulduğu sahnenin birinde şöyle bir replik vardı:
“Hayatta kalmak değil yaşamak istiyorum!”
Hayatta mı kalmak istiyoruz yoksa yaşamak mı? Sermayemiz buz
eriyip gidiyor. Zaman süratle akmaya devam ediyor. Her anımızı dolu dolu
yaşamak mı? İmanın, İslam’ın lezzetini doruklarda yaşamaya gayret etmek mi?
Yoksa hiçbir his ve duygu hissetmeyen varlıklar olarak kalmak mı?
Kendimize sorduğumuz sorular kısa ama zor sorular olur
genelde. Neden Kur’an bana etki etmiyor? Neden rabbimin bahsettiği özellikler
bende yok? Ya da neden beni huzuruna kabul etmiyor? Tüm bu nedenleri
bulabilirsek çözüm üretebiliriz. Bulabilmek için de dert edinmek gerekiyor.
Şöyle bi geçen ömrümüze bakalım. Gün içerisinde neler yapıyoruz? Rabbimiz bizi neler ile meşgul ediyor? İbni Ataullah’ın bu hususta muazzam bir tespiti var. Onunla yazımı bitilmek istiyorum:
“Allah katındaki değerini öğrenmek istersen Allah’ın seni ne
ile meşgul ettiğine bir bakıver.”
Dua eder dua beklerim
